19 Şubat 2016 Cuma

bitmeyen demet akalın etkisi.

Facebook duvarlarında veya twitter da paylaşılan tüm düşünceler bana yüksek sesle söylenmiş gibi gelir, şöyle avazın çıktığı kadar bağırarak söylenmiş gibi. Zaten hepimiz birden yazar, fotoğrafçı, entellektüel olmadık mı? Bunu duyurmamız lazım. Çok yakından bildiğim leş ilişkiler bile sosyal platformda leyla ile mecnun amk. Her fotoğraf altına "nazar değmesin" ler, her tarih güncellemeleri zamanı çiçekler böcekler. Çok mutluyuz, çünkü çok seviliyoruz. Sevilmeyi ve mutlu olmayı fazlasıyla hak ettiğimiz içinde bunu herkesin bilmesi lazım, özellikle düşmanlarımızın. Hele o exaşklar yok mu, çatır çatır çatlasınlar. Bir de küçük Cemal Süreyya dizelerimiz, Arda Erel anektodlarımız yok mu, ağlarsın. Zaten ne ara "sepet sepet yumurta sakın beni unutma" dan bu triplere geldik şaşıyorum. Hep bu yeraltı edebiyatı dergilerinden. Her yazının içinde bir "çay" samimiyeti, bilinen şiir dilinden uzak dingin sularda sakin sakin yüzen mavi balığın özgür martıya olan aşkını anlatan ama bunu yaparken de sevdiği insanın herhangi bir uzvunu çocukluğundan kalma bir objeye benzeten dizeler. Mesela "mahalle bakkalına yeni gelmiş jelibon" parmaklı kız ve bize sanki gerçekten özgünmüş gibi bir de yalancı iç dünyalarının dayatılması. Sanki ben, yalnız başıma sokak lambalarının aydınlattığı sokakta yürürken aklıma gelen gülüşü yüzünden bacağına kramp girmiş roberto carlos misali ilk buluduğum banka çömelip oyuncu değişikliği istemedim hayattan da, bir tek siz de var bu tip şeyler ve ben tüm buhranımla birlikte veya tüm sevincime rağmen size mağruz kalmak zorundayım. (al sana ağır yeraltı edebiyatı yaptım, hoş mu oldu şimdi? hayır.)
Aslında leyla ile mecnun dizisindeki mizah, bizleri daha iyi birer gözlemci yapması lazımdı fakat nasılsa çok iyi(!) şovmenler yaptı. Deli gibi incicapsler, işte pucca 'nın sahip olduğu aslında net üst düzey kaşarlıktan artık yırtılmış olan özgüven, ardından gelen melih gökçek-odun herif aşkı vs. o kadar karıştırdık ki, yarım yamalak karakterimizle başkadık kendimizden satmaya. Eh elimizde de bize gerçekten başarmış hissi veren bir tek ilişkimiz olduğu için de bunu gözler önüne sermekten kaçınmadık. Çünkü bu dünyada tüm salaklığına rağmen seni seven biri var ve sen bunu biliyorsun ve bu gerçektende insanların görmesi gereken bir başarın senin. Aslında karman çorman olan duygular ve sevildiğine bile emin olamadığımız kendimize rağmen, millete nispet yapmak isteğinden midir yoksa içimizdeki pornocudan mıdır sere serpe yaşamaya başladık. Gerçekten de özel olan ne varsa sıradanlaştı, şimdi bir tek yatak odası kaldı milletin tabi ondan da alırız yani varsa bir dal. (yeraltı espirilerime dikkat)
Geçenlerde bir arkadaşım instagram için çektiği balıkçı teknesi fotoğrafının, kendi instagram beğeni ortalamasının çok üstünde beğeni almasını, fotoğrafı koydu saatin "prime time" ı ile ilgili olduğunu söyledi ve haklıydı arkadaşlar. Ya ben fotoğrafı geçtim, fotoğrafı çekenin hikayesini etiketlerinden (hastag, yanlış olmasın) anlayan adam tanıyorum ya. Bence artık gerçektende tası tarağı toplayıp yaylada yaşamaya başlayacak olanla olur diyorum. (twitter jargonuma dikkat)
Birbirimizle uzaktan yakından alakamız yok. Pazarlama bilimi okadar gelişti ki başrol pazarlamacıdan öte hedefe doğru kaydı, bu işin mühendisleri tarafından tasarlanan "popüler cenah" herhangi bir ürünü veya uygulamayı ne şekilde yaparsa o şekilde emir telakki ediyoruz ve mevzuyu deli gibi geliştiriyoruz. Artık pazarlamacıya hiç gerek duymadan tüketene kadar pazarlıyoruz olayı. Gerçektende sırada en özel durumlar kaldı bak diyorum size, dedesinin cesediyle selfie çeken çılgını hepimiz gördük, bu adam götünün kesik tarafını neden paylaşmasın ya?
Aslında bu konuya karşı bukadar dolu değilken, kısmen kendimin de alet olduğu bu durum hakkında neden yazdım derseniz eğer söylim; eski günlerin hatrına, güler yüzünüzün hatrına facebookta orada burada arkadaşız takipleşiyoruz tamam ama gerçekten de çakma vatansever milliyetçiliğinizden de, sahte imamlığınızda da, yalandan entelliğinizden de deli gibi sıkıldım. hele sevgilinin sana yaptığı  minik süprizler midemi bulandırıyor yeminle. Ben sakinliğimle öylece ne olduğunu anlamaya çalışıyorken, gezi parkına destek vermedim diye bana küsen insanlarım var benim, destek versem soruşturma geçireceğim bir sistemin parçasıyım ben. Size çok güzel geldiğini düşündüğü fikir ve fotoğraflarıyla beğeni kasıyorken diğeri, ben meğer başlık parası gibi birşey biriktirmem gerektiği yerde gezmiş tozmuş, yemiş içmişim. Şovanist olmam gerekirken realist olmuşum. Kendi bildiğimden vazgeçip yalanlara inanmışım.  “kalk siktir git karşımdan” demem gerektiği zamanlarda “otur bi konuşalım” diyerek kendime ihanet etmişim. Defalarca aldatılmama rağmen yine de kanmışım. Meğer gözünde beş para etmiyormuşum da ne alakaysa kendimi özel sanmışım. Parası neyse verip sevgiyi de saygıyı da satın alabilecekken gitmişim zamanımı nakit olarak çarçur etmişim. Tiyatroyu en iyi yerden seyretmiş yine de konuyu anlamamışım. Masal dinleyerek daldığım uykudan kamyon kornasıyla uyanmışım.
Seven insanları bir arada görmek, mutluluklarıyla mutlu olmak hoşuma gidiyor. Gerçek dostlarımın gözlerinde ki ışıltıyı gördüğüm zaman içim ısınıyor doğru ama taklit veya nispetten mütevellit mecbur kaldığımız sahtelik neticesinde bir gün anfarrowu yerseniz de bilin yani bunları. Bu yazıyı çoğunuzun okuyamayacak olmasına rağmen "you asshole" edasıyla savurduğum tehditler aforizmanın dibi evet. Sözlerimi ünlü şair Pierre Van Hooijdonk 'tan bir dörtlükle noktalamak isterim; hoşça bak zatına kim, zübde-i alemsin sen,
merdum-u dide-i ekvan olan ademsin sen.  (yine fenomen bir espiri daha yaptım bak. öptüm kib)
sfvdqadıuqnjdm :)) hayırlı cumalar

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder