21 Ekim 2016 Cuma

gülmeyi unuttuk be kamil.

Önce bir 10 hafta geçsin istiyordum yorum yapmak için ama bu sefer beklemenin anlamı yok zira bir 10 hafta daha geçse birşey değişmeyecek gibi.

Herkesin hem fikir olduğu gibi kadrodaki dengesizlik ve üzerlerine kabus gibi çöken taraftar baskısı Fenerbahçe 'yi henüz ligin başında liderin 8 puan gerisine itti.

Biraz alıştırma olsun diye biraz da tarihe not düşme adına sebeplerinden bahsetmek gerekirse;

1. Takımda yaratıcı oyuncu eksikliği süper lig ortalamasının bile altında ve ben böyle bir kadroyu hayatımda hatırlamıyorum.

2. Sürekli konuşulan "takımın rakibi karşılama mesafesi". Bunun da sebebi yine yeteneksizlik ve hantallık çünkü oyuncu ortasahaya kadar gelip savunma yaptığı takdirde kazanılan topla hılı hücuma geçebilecek yetenekde değil ve bunun farkında, bu sebeple mehmet topaldan sonrası hep kurulan oyuna uzak durumda. 

3. Takımda hakim rüzgarın özgüvensizlik olması.

4. Futbolcuların, nasıl olsa taraftar yönetime ve hocalara sürekli kızgın ayağına kendilerini bu olaydan sorumslu tutmamaları.

5. Ve bence de en önemlisi taraftarın vazgeçmesi.

Dün akşam man utd maçına çıkmadan önce hemen hemen herkes aslında mağlubiyete emindi ve bunun sebebi işte 5. maddede yazan taraftarın vazgeçmesi. Geride kalan 10 sene içinde denizli faciasıyla başlayan akıl almaz yıkıma; "Fenerbahçe 'li zor günde şöyle güçlü, böyle vefalı, vay efendim yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır" geyiği ile, hindistandaki fukaranın ölümden sonraki zenginliğini beklemek adına nehir kenarında dal taşak yıllanması aynı şeyler. 

Fenerbahçe 'nin muzaffer ruhunu çaldılar, en umutsuz maç öncesi, bir seyyar satıcının "Fener tersten saplar" lafıyla birleşip şahlanan camianın enerjisini çaldılar, tüm sezon her maçına koşup ilgili ilgisiz herkesin desteklediği takım avrupa kupası finalinde ezeli rakibine yenilerek taraftarın kalbini yerinden söktü attı bunda bile bir reaksiyon göstermeyip arsızca o şubeye o formayı giydirdiler. 3 temmuzun en büyük paydaşından intikamın en sportmence, kandisine en yakışır şekilde almasını bekleyen taraftarın gözünün içine baka baka kulübede kahve içine o formayı yine emanet ettiler. 

Kardeşim kimse kusura bakmasın, daha önce kendi ifadesiyle "yeni doğan kızının büyüyüşünü kaçırmamak için" yanında olmanın tek yolu olan yargıtay kararını bekleyen ve Fenerbahçe 'yi her kulvarda ezdiren şahıs ve işbirlikçileri yukarıdaki herşeyin de sebebi.

22 Ağustos 2016 Pazartesi

unutulanlar dışında değişen bir şey yok.

2016/2017 futbol sezonu başladı ve ilk maç başakşehir maçıyla birlikte bir durum değerlendirmesi yapmak gerekirse eğer, fenerbahçe en hazır olması gereken sezona belki de son yıllarda ki en kötü girişlerinden birini yaptı.

benim futboldan hatta spordan anladığım şudur; hangi oyuncularla hangi takıma karşı maça çıktığınızın bir önemi yoktur. önemli olan bir iddaanızın olup olmamasıdır. spor bir iddaa meselesidir herşeyden önce. rakibini yenmek, yenilmemek, gol atmak veya gol attırmak.. maça inatla, azimle ve bunları yapabilecek olgunlukta ve bu yolda herkesin birbirine yardımcı olacağı bir kadroyla çıkarsanız eğer, fenerbahçeyseniz birde, genelde galip gelirsiz yada yenilseniz bile kazanan olursunuz, nerede? insanların gözünde, kendi vicdanınızda.

şimdi başakşehir maçına bakarsak eğer çok net olan mevzular var;

1- hoca cesur, hamle adamı olduğu belli ama ligi ve oyuncuları tanımıyor.

2- ozan, hasan ali, salih, stoch dışında kendisini ispatlamaya çalışan yok ve malesef üçü de aslında en iyi ihtimalle fenerbahçenin yedekleri.

3- volkan, topal, skrtel, emenike, volkan şen, alper, vdw, fernandao kendilerine güvenleri olan ama yeterli antreman ve gaz eksikliğinden dolayı ilk kayıpta  "futbol bu, yenmekte var yenilmekte, önümüzde ki maçlara bakıcaz" lafıyla profesyonel(!) takılacak tipler.

4- vitor perreira 'nın antreman ve taktik yüklemelerini bilmem ama yanlış kadro yapılanmasıyla bizlere yeni sezon da ucube bir kadro bıraktığı kesin.

5- fenerbahçe yavaş yavaş kazanmaya ve kafaya oynamaya başlayacaktır fakat şu oyuncu grubuyla avrupa da gruplardan sonra elenip türkiye ligi ve kupasını kaybedecek gibi duruyor.

6- ozan ve salih 'e alternatif yaratılamazsa 3 veya 4 maç sonra bu çocukları kadıköyde sahaya gömerler ve önümüzde ki yıllara olcan adın olarak anadolunun muhtelif klüplerinde, trabzon ve daha sonra gs 'de kadro dışı kalana dek devam ederler.

kısacası vitor 'un istekleri doğrultusunda ve yöneticilerin akıl almaz acizliğinden dolayı lige çok acaip bir kadro yapısıyla girdi fener. kadroda nereden baksanız 20 milyonluk 3 tane stoper bulunuyor ama ortasahada 5 milyon edebilecek 1 tane oyuncusu yok. 3 forveti toplam 20 milyon ediyorken onlara top atacak olanlar ikişer milyondan vasat bir kaç futbolcu. yani plansız programsız kurulan bir kadro ve camianın üzerinde artık karabasan gibi çöken bir umutsuzluk..

fenerbahçe 'ye çok acil 2 adet yaratıcı ortasaha oyuncusu ve hepsinden önemli fenerbahçe 'nin muzaffer ruhunu geri getirecek hamleler lazım. bunu yeni hoca tek başına asla başaramaz, yönetim 28 şampiyonluğun sayılması, 3 temmuzda tff de yöneticilik yapan şarlatanlara dava açmak, taraftar gruplarına ayar vermeyi bırakmak gibi somut hamlerde bulunmalı yoksa ligin ilk yarısı gelmeden taraftar havlu atar, taraftar havlu atarsa varın takımın halini siz düşünün.

12 Mayıs 2016 Perşembe

kanser et bizi fener..

Evet lig bitti sayılır ve Fenerbahçe daha önce hiç bu şekilde iki sene üst üste aynı hatalar silsilesiyle şampiyonluğu kaybetmişmidir, sanmıyorum. 
Neydi bu hatalar öncelikle ona bakalım.
Öncelikle en popüler olandan başlayalım; geçen senenin aynısı olan forvet transferi yapmayarak bir hata yaptı Fenerbahçe. Yine geçen senenin aynısı sayılabilecek bir diğer hata, hocanın yetersizliği, bir başka benzer hata ortasaha da yaratıcı oyuncu eksikliği ve diego 'ya olan güven. Yani görüldüğü gibi geçen seneye göre çok daha pahalı bir kadro (daha güçlü olup olmadığı tartışılır) ve aynı düzey bir başarısızlık.
Herzaman söylerim bir futbol takımının tüm sezon en iyi oyuncusu defansif ortasaha oyuncusu olmaz. Böyle bir şey dünyanın hiç bir takımında yoktur. Çok iyi ortasaha oyuncularıyla şampiyon olunur, en verimli oyuncusu ortasaha oyuncusu da olabilir ama en gözde en flash oyuncusu ortasaha hele ki defansif ortasaha oyuncusu olmaz. Fenerbahçe de senenin en iyi oyuncusu şüphesiz mehmet topal, sonra kjaer, gökhan gönül diye gider bu. Hiç kimse 1 tane kanat veya forvet oyuncusu yazamaz çünkü iki senedir hepsi berbatlar. Peki geçen sene enaz 10 maç sonrası "hatalarımızdan ders alacağız" açıklaması yapan etkili Fenerbahçeli futbolcular ve yetkili kişiler bu sene neredeler ve ne yaptılar? Hiç birşey. Çünkü adamlara hesap soran yok, adamların tek endişeleri Fenerbahçe dışında hiçbir takımdan kazanamayacakları paralar. Yani aziz yıldırım 'ın stadyumda bağırdığı "paralı köpekler" esas olarak bunlar. 
Taraftar o kadar mağlup oldu ki 5 sene boyunca artık ne takıma ne de başkana sahip çıkacak hali kaldı. Stadyumda kötü oynayan oyuncu veya hoca yuhlandığında nezamandan beri Fenerbahçe 'nin futbolcusu ya da yöneticisi ekran karşısından taraftara "ayıptır, yakışmıyor" diye ayar verir oldu ya? Ulan yakışmayan senin üzerinde ki forma be deyus. Taraftar, hele ki Fenerbahçe taraftarı bilmiyor mu kime nasıl sahip çıkacağını itoğlu it, 5 senedir mahkeme mahkeme geziyor bu taraftar. Peki nezamandan beri kendi taraftarına nispet yapar oldu hocayla oyuncu? Kadıköyde  rvp-vp 'nın birbirine sarılması mesela, ne ayaksınız siz ya? Sizin atarınız kime? Şovunuz kime arkadaş? Bütün camiayı sen 28 hafta kanser et "yok küsler yok ayrılacaklar" diye, üzerine de bir sikim yeme futbol olarak, caner 'i küstür taraftarı kalbinden bıçakla, 29. hafta iş işten geçmiş 2 gol atınca gidin sarılın, taraftara eyyorlama yapın, olacak iş değil yeminle.
Zaten 5 senedir her açıdan yıpranmış kulüp, finansal açıdan, medya da, saha da her alanda yıpranmış. Gitmiş en büyük rakibine avrupa finalinde kupa vermişsin, kendi evinde vasat teknik direktörün yüzünden 2012 senesinde tam da bugün şampiyonluğu vermiş, taraftar tüm gece polisten işkence görmüş. Mahkeme mahkeme gezmiş bu taraftar, yapmadığı organizasyon kalmamış amk yine de bırakmamış takımının peşini ve 2014 sezonunda yeniden şampiyon olmuş bu takım. Taraftar derin bir "ohh" çekmişken, ezeli rakibinle şampiyonluk sayın eşitken ve 4. yıldıza 1 sene kala ersun yanal 'ı apar topar kovmuşsun, takımın başına bir başka çapsız ismail kartal 'ı getirmiş zulümü yeniden başlatmışsın. Hadi "4. yıldız falan çok da önemli değil, yeniden yapılanma vs." demişken 2016 senesine geldiğimizde sonuç ortada. 
Fenerbahçe futbol şubesi çok başarısız kim ne derse desin. Böyle mücadele verilmez. Futbolda ki tüm kurumlarda 1 tane lobin yok, geçtim onu uefa 'dan cumhurbaşkanına, mhk başkanından Fenerbahçe eski başkanına kadar herkes senden nefret ediyor sen kalkmış stadyumda taraftara atar yapıyorsun. Bu kadar düşüncesizlik olmaz, herşeyin farkındasın hatta herkesten daha iyi biliyorsun ama ben de şunu biliyorum; yargıtayda aklanmayı garanti altına almak için başkanlığı bırakmıyorsun. Sen tepede ki iradeye  "bırakmıyorum" restini çekerken, o da seni kenan evren lisesi arazisinden tut da volkan şen 'e verilmeyen penaltı kararına kadar madur ediyor. Restine karşı rest diyor ve sen de bu resti görmene rağmen Fenerbahçe 'yi ezdirmekten geri kalmıyorsun çünkü aklanman lazım. Çünkü senin başlattığın projeleri devam ettirmesi lazım yeni gelecek olanın, çünkü burası senin babanın şirketi amk. Evet kimden bahsettiğim ve başarısızlığı kimin üzerinden gösterdiğim açık sanırım. 
Aziz yıldırım Fenerbahçe 'nin ve Türk futbol tarihinin efsanesidir ama bu ülke lobilerin, şeyhlerin, dervişlerin, camiaların cirit attığı bir memleket yani aslında senin beceremediğin kaypaklığın memleketi burası. Yeni Türkiye de bu kurumlar ve kişiler arasında ki dengeyi kuramıyorsan Fenerbahçe başkanı da olmayacaksın arkadaş, malesef bu böyle. Tabiki de Fenerbahçe dik duracak, kimseye boyun eğmeyecek o ayrı, ama varlığını ve gücünü de korumak zorunda bir şekilde. 
Bu taraftar her yerde saldırıya uğramak zorunda değil. Kendi hakkını, daha önce defalarca yaptığı gibi savnumasını bilir fakat bu seferde senden ve senin götünü kaldırdığın düşük IQ 'lu futbolcudan ayar yemek zorunda da değil. Kim yuhlanacaksa yuhlanacak, kim gideceksen gidecek adam olanlar gelecek bu klübe. Resmen batırdınız herşeyi.

Zaman bir nehirdir

Öldükten sonra 1 dakikalığına bile olsa bir daha geri dönemiyorsun. (Yani şimdlik öyle biliyoruz hepimiz.) Sevdikleriyle 1 dk daha geçirmek için ömründen bir kaç yılı verebilecek insanlarla dolu dünya. Ve bizim sevdiklerimizin çoğu şuan yanımızda, mesela ömrümüzün bir kaç senesini vermemiz gerekmiyor çok şükür.
Eminim mezarlar pişmanlıklarla doludur. Birbirimizi yaşarken anlamak zorundayız.
"Geçmiş zaman anılıyorsa geçmemiştir" cümlesini çok iyi anladım, bu dünyadan göçüp gidenlerimizi analım. Ve birbirimizle yaşarken daha çok vakit geçirmeliyiz, bir daha yok. Bu bize verilen ilk ve son ömür.
Kim isterdi böyle olsun? Hiç mi hata yapmıyor insan? Hatalarımızı kabul edip, hatalı olanları affedelim. Pişmanlıkların en acısı telafisi olmayanlardır, öyleyse telafi edebileceklerimizi telafi edebilmek çok büyük bir nimet. Herşeyi daha güzel yapmak için elimizdeki en büyük fırsat "şuan". Bu dünyadan göçüp gittikten sonra en fazla 2 nesil daha seni hatırlayacak okadar, sonra herkesin adı "mezar" olacak.
"Birisine verebileceğiniz en güzel hediye zamandır çünkü ona bir daha asla yeniden sahip olamayacağınız bir şey vermiş olursunuz" derler. İçinde bulunduğumuz zaman ve sevdiklerimiz sahip olduğumuz herşey.
Kime sorarsanız sorun, öldükten sonra mümkün olsa eğer sevdikleriyle bir deniz kenarında oturuyor olmak cennete dair tasvir edilen herşeyden daha değerli gelir. Öyleyse cennet kadar güzel olan yer şuan burası, cennet şuan sevdiklerimizin yanı.
Her gün çalan o telefon artık çalmamaya başladığında, onun unutamadığınız hayali sigaradan derin bir nefes çekmişcesine dolar içinize, özlem neymiş ozaman anlarsınız.
Hayatta en önemli şey ailedir..

18 Mart 2016 Cuma

bragın bu işleri

hakem maça damga vurdu ve fenerbahçeyi eledi fakat hakem maça hiç karışmasaydı fenerbahçe belki elenmezdi ama kesinlikle yenilirdi. çünkü saha kenarında duran hocası hoca değil. deplasman da diegoyla ve naniyle başlaması hataydı. kesinlike orta saha da topal-josef-meireles ve nani yerine caner 'i oynatması gerekiyordu. orta sahada hızlı top yapan bragaya karşı tecrübeli, topu daha teknik pas yapabilecek oyuncularla oynamak gerekirdi diye düşünüyorum. kaldı ki bunlara sıra gelmeden maçı hakem katletti ama başka bir gerçek hakemin bu kararları braganın da oyununu etkiledi. adamlar defans arkasına top atarak ve kanatlardan çizgiye inerek gelme planı yapmışken sürekli duran top ve dönen topla maçı oynadılar. hakem skandalları olmasa duran top ve kaptırılan topta fenerbahçeye 2 gol atmaları çok zordu. kendi taktikleri daha çok işe yarardı.
fenerbahçenin hocasının nesi kötü diye soracak olursanız eğer, bu sezon komple kötü. bakın fenerbahçe için olmazsa olmaz 2 adamdan biri sene başından beri form tutamadı diğeri ise yere çakıldı, evet nani ve rvp. bu adamlar geldi diye geçen sene yetersiz görülen kuyt, emenike ve webo takımdan gönderildi, fayda indeksine bir göz atarsak sanki yerlerine tarık çamdal 'la umut bulut geldi gibi birşey.  diego, fernadao ve ozan tufan 'dan bahsetmiyorum bile. hoca kesinlikle skor odaklı ve sezonluk bir adam. her sene yapılanma ve yeni motivasyon gerektirecek etkenler olmadan sezonu tamamlaması zor bir çizgisi var. yani oturmuş takım olma, her sene üstüne koyma ihtimali sıfır.
kendi evinde 3-4 gol atabildiğin takım yok. koca sezon çalışılmış tek pozisyon bjk 'ya atılan ilk gol, gerisi zaten bir şekilde büyük takımların bulduğu gol işte.
ayrıca fenerbahçe 'nin motivasyon ve psikolojisi çok kırılgan, 2 gol yedikleri anda 4 lük oluyorlar. elleri ayakları birbirine dolanıyor ve hata üstüne hata yapıyorlar, bu da alışılması zor bir mevzu.
dünyanın hiç bir takımında, takımın bir sezon boyunca en önemli oyuncusu defansif orta saha oyuncusu olmaz. ancak büyük takımlara karşı gol yememeyi başarabilen küçük takımların oyuncuları, o da ancak bir kaç maç olur, tüm sezon boyunca yine olmaz. ama fenerbahçede koca sezon takımın en büyük oyuncusu mehmet topal. tamam zaten büyük oyuncu falan ama yıldızlar topluluğu diyebileceğimiz bir takımda dünyaca ünlü 3 tane yıldızın takımın önliberosu ve bekleri kadar fark yaratamıyor. bakın bu bir dramdır. iyi takımlarda önlibero ve bekler zaten sorunsuz işini yapan net oyunculardır, şovu  hücumcular üstlenir. büyük takım diyebilirmiyiz bilmiyorum ama bu sezon beşiktaşın hali aynen de böyle, takımın hamalları 5 yıldızlık oynasalar bile en çok ileri uç kendisinden söz ettiriyor.
bu maçla ilgili bir diğer konu ise; türk takımlarına yapılan şerefsizlik mevzusu ve rıdvan dilmen 'in şirin açıklamaları. ben galatasaray 'a yapılmış böyle bir hakem skandalı hatırlamıyorum şahsen, ayrıca gs 'nin aldığı ffp cezasını beşiktaşta aldı. büyük oyun türklere karşı terör nedeniyle olabilir belki ama kesinlikle "türk takımlarına karşı" diye bunu genelleme yaparak gs 'ye şirin gözükmenin de anlamı yok. zira gs 'nin aldığı cezayı bir çok takım aldı ve alacak da. bu başka bir şey, bukelamunluk yapmaya gerek yok. ayrıca hakemlerimizde farkında olmadan kendilerini ele verdiler çünkü tüm eski hakemler hakemi eyyamcılıkla, tetikçilikle suçladı. hiç biri çıkıp "öyle şey mi olur, hakem tetikçi mi olurmuş. münferit bir olaydır" demedi çünkü çok iyi biliyorlar! evet avrupalılar her fırsatta türklere karşı ırkçı bir dokunuş peşinde ama bu türk takımlarına karşı değil fenerbahçe üzerinden türklere karşı. geçmiş olsun arkadaşlar. artık herkes evine dönmeli.

16 Mart 2016 Çarşamba

müzik değişirse dans da değişir

Bu düzen değişmez. Aziz Yıldırım başkanlığa devam etmeli. İlla gidecekse yerine Ali Koç değil Ali Şen gelmeli, daha kaba saba kim var bilmiyorum ama mümkünse mesela abdullah çatlı gelmeli, malkoçoğlu gelmeli. Ne olursa olsun, rakip kim olursa olsun, federasyon başkanı kim olursa olsun, mhk başkanı kim olursa olsun veya medya patronları kim olursa olsun Fenerbahçe başkanı her zaman en güçlüsü olmalı. Fenerbahçe 'yi antipatikleştirmesiyle yada Fenerbahçeli 'lerin diğerlerini küçük görmesiyle ilgisi yok bunun, kanı bozuk hepsinin. Sürekli, yeniden, tekrar yaşıyoruz herşeyi. Buram buram şike kokan denizli faciasından sonra bursa da, bursadan sonra 2010-2011 senesinde ve bu sene yine aynı senaryo. Beşiktaş 'ın ligde oynadığı eskişehir ve trabzon maçlarındaki şikeyi tüm spor kamoyu görmesine rağmen maç sonu hala hakem diye ağlayan bir camia ve medya da düzülen methiyeler bize gösteriyor ki hiçbirşey değişmeyecek. Bunlar refleks hareketler, açın bakın hakim karşısında ümit karan ne demiş, necati ateş ne demiş? Ne kadar kanı bozuk varsa top oynuyor bu takımlarda, herhangi bir şike anlaşmasına veya delile gerek yok omurilikten geliyor Fenerbahçe 'ye karşı her türlü pisliğin içinde olmak. Bu saatten sonra o ayaklar titrer beşiktaşa karşı şut atarken, o eller uzanmayacak gole giden topa, çünkü toplum bu tip hareketleri yapabilmeye çok müsait bir ahlaka sahip. Komşusundan tutun sınıf arkadaşına kadar kıskançlık neticesinde başvurulan katakülle yollar genelde tatmin eder bizi. Güçlüyü sevmez illa bir madur uydurup onun yanında olarak vicdanımızda kendimizi aklamaya çalışırız. 
Aynen bunlar da bursayı hep birlikte şampiyon yapıp "Anadoludan şampiyon çıktı Türk futbolu çağ atlayacak" dediler olmadı, şike iftirasıyla kendi şikelerini aklamaya çalıştılar yine olmadı, olmuyor. Çünkü hepsini Fenerbahçe 'ye karşı yaptılar, asıl değişmesi gereken kendileriyken her defasında hepsi bir oldu Fenerbahçe 'ye karşı oynadılar. 
Yine söylüyorum durum buyken Fenerbahçe 'nin futbolcusu formsuz, hocası yetersiz olsa da başkanı yetersiz olmamalı, meydan bunlara bırakılmamalı. Aziz Yıldırım elinden geleni ardına koymasın, şike yapsın amk, maç satın alsın. madem müzik değişti dans da değişsin. Şerefli ikincilik aramanın anlamı yok namusuyla çarpışmayı bilmeyenlere yenilmek daha büyük hezimet. 
Bu saatten sonra beşiktaşın bana göre 3 maçı kaldı, onlar da antalya, sivas ve konyaspor maçları bunların dışında ki tüm maçları garanti. Fenerbahçe 'nin ise 9 maçı daha var hepsi final havasında. Futbolcular sahaya çıkacaklar ve yenecekler. Yöneticiler ise beşiktaşa tüm yatışlardan sonra ortalığı ayağa kaldıracak, toz duman edecek her şikeyi ve hakem kararını. Bütün bu trabzonspor, tff, mhk, doğan medya, lig tv gibi omurgasız kertenkele sürüsüyle rekabet içinde olmanın anlamı yok savaş içinde olmak lazım. Yöneticiler şampiyon olsak dahi her defasında bu satılmış namertlerin yüzüne yüzüne vuracaklar yaptıklarını ve bunu kendisine yüklenen "son kale" imajından dolayı yapacak, taraftarı için yapacak. 
Yine bütün Fenerbahçe taraftarının "şampiyonluk sayısı önemli değil hepsi göt olsun bize yeter" haftaları geldi çattı. Tüm bu olan biteni çok yakından bilen, Volkan, Gökhan, Caner, Mehmet gibi isimler tüm takıma Türkiye de futbol iklimini anlatsın. Herkes bilsin, herkes görsün. Bu kadar rezillik yeter her sene her sene.

19 Şubat 2016 Cuma

bitmeyen demet akalın etkisi.

Facebook duvarlarında veya twitter da paylaşılan tüm düşünceler bana yüksek sesle söylenmiş gibi gelir, şöyle avazın çıktığı kadar bağırarak söylenmiş gibi. Zaten hepimiz birden yazar, fotoğrafçı, entellektüel olmadık mı? Bunu duyurmamız lazım. Çok yakından bildiğim leş ilişkiler bile sosyal platformda leyla ile mecnun amk. Her fotoğraf altına "nazar değmesin" ler, her tarih güncellemeleri zamanı çiçekler böcekler. Çok mutluyuz, çünkü çok seviliyoruz. Sevilmeyi ve mutlu olmayı fazlasıyla hak ettiğimiz içinde bunu herkesin bilmesi lazım, özellikle düşmanlarımızın. Hele o exaşklar yok mu, çatır çatır çatlasınlar. Bir de küçük Cemal Süreyya dizelerimiz, Arda Erel anektodlarımız yok mu, ağlarsın. Zaten ne ara "sepet sepet yumurta sakın beni unutma" dan bu triplere geldik şaşıyorum. Hep bu yeraltı edebiyatı dergilerinden. Her yazının içinde bir "çay" samimiyeti, bilinen şiir dilinden uzak dingin sularda sakin sakin yüzen mavi balığın özgür martıya olan aşkını anlatan ama bunu yaparken de sevdiği insanın herhangi bir uzvunu çocukluğundan kalma bir objeye benzeten dizeler. Mesela "mahalle bakkalına yeni gelmiş jelibon" parmaklı kız ve bize sanki gerçekten özgünmüş gibi bir de yalancı iç dünyalarının dayatılması. Sanki ben, yalnız başıma sokak lambalarının aydınlattığı sokakta yürürken aklıma gelen gülüşü yüzünden bacağına kramp girmiş roberto carlos misali ilk buluduğum banka çömelip oyuncu değişikliği istemedim hayattan da, bir tek siz de var bu tip şeyler ve ben tüm buhranımla birlikte veya tüm sevincime rağmen size mağruz kalmak zorundayım. (al sana ağır yeraltı edebiyatı yaptım, hoş mu oldu şimdi? hayır.)
Aslında leyla ile mecnun dizisindeki mizah, bizleri daha iyi birer gözlemci yapması lazımdı fakat nasılsa çok iyi(!) şovmenler yaptı. Deli gibi incicapsler, işte pucca 'nın sahip olduğu aslında net üst düzey kaşarlıktan artık yırtılmış olan özgüven, ardından gelen melih gökçek-odun herif aşkı vs. o kadar karıştırdık ki, yarım yamalak karakterimizle başkadık kendimizden satmaya. Eh elimizde de bize gerçekten başarmış hissi veren bir tek ilişkimiz olduğu için de bunu gözler önüne sermekten kaçınmadık. Çünkü bu dünyada tüm salaklığına rağmen seni seven biri var ve sen bunu biliyorsun ve bu gerçektende insanların görmesi gereken bir başarın senin. Aslında karman çorman olan duygular ve sevildiğine bile emin olamadığımız kendimize rağmen, millete nispet yapmak isteğinden midir yoksa içimizdeki pornocudan mıdır sere serpe yaşamaya başladık. Gerçekten de özel olan ne varsa sıradanlaştı, şimdi bir tek yatak odası kaldı milletin tabi ondan da alırız yani varsa bir dal. (yeraltı espirilerime dikkat)
Geçenlerde bir arkadaşım instagram için çektiği balıkçı teknesi fotoğrafının, kendi instagram beğeni ortalamasının çok üstünde beğeni almasını, fotoğrafı koydu saatin "prime time" ı ile ilgili olduğunu söyledi ve haklıydı arkadaşlar. Ya ben fotoğrafı geçtim, fotoğrafı çekenin hikayesini etiketlerinden (hastag, yanlış olmasın) anlayan adam tanıyorum ya. Bence artık gerçektende tası tarağı toplayıp yaylada yaşamaya başlayacak olanla olur diyorum. (twitter jargonuma dikkat)
Birbirimizle uzaktan yakından alakamız yok. Pazarlama bilimi okadar gelişti ki başrol pazarlamacıdan öte hedefe doğru kaydı, bu işin mühendisleri tarafından tasarlanan "popüler cenah" herhangi bir ürünü veya uygulamayı ne şekilde yaparsa o şekilde emir telakki ediyoruz ve mevzuyu deli gibi geliştiriyoruz. Artık pazarlamacıya hiç gerek duymadan tüketene kadar pazarlıyoruz olayı. Gerçektende sırada en özel durumlar kaldı bak diyorum size, dedesinin cesediyle selfie çeken çılgını hepimiz gördük, bu adam götünün kesik tarafını neden paylaşmasın ya?
Aslında bu konuya karşı bukadar dolu değilken, kısmen kendimin de alet olduğu bu durum hakkında neden yazdım derseniz eğer söylim; eski günlerin hatrına, güler yüzünüzün hatrına facebookta orada burada arkadaşız takipleşiyoruz tamam ama gerçekten de çakma vatansever milliyetçiliğinizden de, sahte imamlığınızda da, yalandan entelliğinizden de deli gibi sıkıldım. hele sevgilinin sana yaptığı  minik süprizler midemi bulandırıyor yeminle. Ben sakinliğimle öylece ne olduğunu anlamaya çalışıyorken, gezi parkına destek vermedim diye bana küsen insanlarım var benim, destek versem soruşturma geçireceğim bir sistemin parçasıyım ben. Size çok güzel geldiğini düşündüğü fikir ve fotoğraflarıyla beğeni kasıyorken diğeri, ben meğer başlık parası gibi birşey biriktirmem gerektiği yerde gezmiş tozmuş, yemiş içmişim. Şovanist olmam gerekirken realist olmuşum. Kendi bildiğimden vazgeçip yalanlara inanmışım.  “kalk siktir git karşımdan” demem gerektiği zamanlarda “otur bi konuşalım” diyerek kendime ihanet etmişim. Defalarca aldatılmama rağmen yine de kanmışım. Meğer gözünde beş para etmiyormuşum da ne alakaysa kendimi özel sanmışım. Parası neyse verip sevgiyi de saygıyı da satın alabilecekken gitmişim zamanımı nakit olarak çarçur etmişim. Tiyatroyu en iyi yerden seyretmiş yine de konuyu anlamamışım. Masal dinleyerek daldığım uykudan kamyon kornasıyla uyanmışım.
Seven insanları bir arada görmek, mutluluklarıyla mutlu olmak hoşuma gidiyor. Gerçek dostlarımın gözlerinde ki ışıltıyı gördüğüm zaman içim ısınıyor doğru ama taklit veya nispetten mütevellit mecbur kaldığımız sahtelik neticesinde bir gün anfarrowu yerseniz de bilin yani bunları. Bu yazıyı çoğunuzun okuyamayacak olmasına rağmen "you asshole" edasıyla savurduğum tehditler aforizmanın dibi evet. Sözlerimi ünlü şair Pierre Van Hooijdonk 'tan bir dörtlükle noktalamak isterim; hoşça bak zatına kim, zübde-i alemsin sen,
merdum-u dide-i ekvan olan ademsin sen.  (yine fenomen bir espiri daha yaptım bak. öptüm kib)
sfvdqadıuqnjdm :)) hayırlı cumalar

15 Şubat 2016 Pazartesi

kertenkeleler..

neden hep aynı kişiler? neden hep aynıdır bu işler?
fenerbahçe yenildiği zaman neden en önemli futbolcusunun performansı yada teknik direktörün kapasitesi konuşulurken, beşiktaş yenildiği zaman neden hakemler konuşulur?
mesela galatasaray şampiyonluk mücadelesinin dışında kaldığı sezonlarda, sezon sonuna kadar futbol için, ligimizin çok meşhur marka değeri için veya taraftarı için ne yapar? neden havlu attıktan sonra başrole karşı figürandan rol çalar? armalarının gururu nerelerine kaçar lig yarışı devam ederken?
şike iftirasını alınlarının ortasına yedikten sonra, iddaaları kabul edip dümenden kupayı iade eden beşiktaşlı duruşu şuan yargıtay süresi devam ederken nerededir?
memleket sevdalısı, delikanlı trabzonspor, kendi çıkarı söz konusu olunca memleketi, milleti bir kenara itip fenerbahçe 'yi ve ülkeyi tüm dünyaya şikayet etmesi dışında son 20 sene de futbol için, futbolcu için ne yapmıştır?
hep beraber şampiyon yaptıkları, ülke futboluna çağ atlatacak olan, ve hatta istanbul hegomanyasını bitirecek olan bursaspor şimdilerde atlattıkları çağda ne yapmaktadır?
fenerbahçe 'nin tüm emeklerine çamur atan, kazanılmış haklarını gaspeden, ekonomik planlarını aşağılayan siyasi liderler, fenerbahçe 'nin 10 sene önce hayata geçirdiği sportif ve kurumsal yapılanmayı "yeni" diye yutturmaya çalışanlara karşı neredeler?
fenerbahçe 'nin imkanlarıyla herkesten 15 sene önce yaptığı stadın kenarındaki kaldırımdan bile vergi alanlar, galatasaray 'ın vergi borcu 400 milyonlara dayanana kadar neredeydiler?
kendilerini, birbirinden meşhur kumpas davalarının savcısı ilan edenler, "ne şikesi kardeşim memleket elden gidiyor" ken neredeydiler? parelel marelel işleri çıkınca neredeler?
ben size söyleyeyim, ulan hepsi oradaydı be...
ceza sahası içinde volkan şen 'in ayağına basarken tüm hınçlarıyla oradaydılar, rvp penaltı kullanırken hep birlikte kalenin içindeydiler. fenerbahçe 'ye verilmeyen penaltıyı da hep birlikte görmediler, emenike 'nin para sayma görüntülerini de bir tek onlar hep birlikte gördüler. usulsüz sermaye artışıyla vatandaşı soyanları göremeyenler, fenerbahçe 'nin banka açma planını hep birlikte komik gördüler.
"onu çekme bunu çek" i takmayanlar, pereira 'nın eşortmana taktılar iyi mi? alpay-cansel 'den caner-asena 'ya kadar hep birlikte aynı renklere taktılar.
istatistik olarak ligin en çok penaltı kazananı, en az kart göreni kendileriyken, fenerbahçe 'yi kollanıyor ilan ettiler amk. federasyon başkanı tescilli galatasaraylıyken de, beşiktaş eski başkanıyken de kabuslarında illa bir fenerasyon gördüler.
demek ki bukalemun olmak böyle birşey. sadece renk değiştirebiliyorsun, mesela aslan olamıyorsun da sarılı kırmızlı birşey olabiliyorsun, kartal olamıyorsun da anca grimsi bir tip olabiliyorsun. sizi tanıdım, siz 2006 da sarı kırmızı, 2009 da yeşil beyaz olanlar. bu sene de hep birlikte siyah beyaz olmuşlar.
yalan yok bak, biz de isterdik kartallarla, aslanlarla kapışalım ama bukalemunlukları doğuştan.
evet biliyoruz, körler sağırlar birbirini güzel(!) ağırlar. en iyi bildiğimiz hale geldiler yine. artık sivas 'tan başakşehir 'e kadar karşımızda tek renk, tek hakem ve tek bir rakip var.  her maç öncesi karşı takımın motivasyon kaynağını, hakemlerin neyi görüp göremeyeceğini, maç sonu açıklamalarının neyle alakalı olacağını, ertesi gün gazete manşetlerinde neler yazacağını çok iyi biliyoruz.
biz yine bir önce ki günden bile daha sarı lacivert, onlar hep birlikte siyah-beyaz grimsi, lanet..

9 Şubat 2016 Salı

ya herro ya merro

bu fenerbahçe düşerse heryerden düşer..
ligde oynadığımız antalyaspor maçı ve kupada dün oynadığımız amedspor maçı gösteriyor ki bugüne kadar enazından "savunması iyi, az atıyor ama hiç yemiyor vardır bir bildikleri" dediğimiz takımın bir bildiği olmadığı gibi savunmadaki başarısı da bir taktiğin eseri değilmiş. 
kayserispor maçıyla başlayan fenerbahçenin ortasahasına pres taktiği sonraki iki takımda da iş gördü. ağır ve teknik kapasitesi yerlerde olan fenerbahçe ortasahasına önde pres yapan her takım kazandığı toplarla pozisyona girdi, golü buldu. hücum-defans hattı birbirine yakın oynayan ve oyunu genelde mehmet demirkolgillerin 3. bölge diye adlandırdığı bölgede oynamaya alışık olan fenerbahçenin son iki maçta 7 gol yemesinin nedeni, ortasahadaki bu yavaşlık. sene başından beri ümitle beklediğimiz ama bir türlü göremedeğimiz ara pas ve etkili dış şut vitor hocanın takımında olmayacak anlaşılan, bu yüzden fenerbahçe acilen özgüvenini geri kazanmalı ve rakip takımdan hızlı top kapıp hızlı hücum yapma modeline dönmeli yoksa deplasmanda pek galibiyet görünmüyor bize. bunu yapması için deplasmanda markovic ve ozan tufan formayı zor görür, alper, diego veya volkan şen dış şut atma konusunda markovic ve ozan tufan 'dan hem daha istekli hem de ceza sahası dışında daha yaratıcılar.
öyleyse, yani fenerbahçe ortasahası topal ve josef ikilisine emanetse hücum bölgesinde oynayan oyunculardan enaz iki tanesinden alex & niang performansı göremezsek şampiyonluk hayal arkadaşlar. rvp zaten yarım adam kim ne derse desin. olmadı, bir türlü ağırlığını koyamadı takıma. fernadao ise oldukça sınırlı özellikleri olan bir oyuncu. caner erkin 'de nani 'yi bozuyor sol kulvarda yani bir senkron oluşturamadılar birlikte. hal böyleyken devre arasında forvet transferi de gelmeyince, hoca hasan ali-caner tercihinde ne yaptıysa hücumcular içinde bunu yapmalı yani nani, alper, diego, volkan ve markovic 'ten kim daha az hata yapıp  daha çok verim sağlar ona bakmak lazım. beşiktaşa top yekün yüklenmeye çalışılan özgüven ve fenerbahçe 'nin yine günah keçisi ilan edilmesinden sonra hocaya ve oyunculara "savunma takımı, hücum varyasyonu falan bırakın bu işleri topu ayağınızdan çabuk çıkarın, ne yapıp edin rakip ceza sahası üzerinde topu nani, fernandao, rvp veya diego dan birine mutlaka ulaştırın" demek lazım gerisi boş. kasımpaşa maçında fenerbahçenin mutlaka galip geleceğini düşünüyorum ama takımın nereye kadar gidebileceği lokomotiv moskova ve bursaspor maçında belli olacak, zira bu fenerbahçe lig yarışından pes ederse tüm kupalardan elenir. kısacası özellikle ligde kaybedilecek 2 mağlubiyet daha herşeyi bitirir sezon sonu da herkes yolunu bulur olan fenerbahçe taraftarına olur. 
bilgilerinize rica ederim. :)

8 Şubat 2016 Pazartesi

yine, yeni, yeniden..

süper ligde 20. hafta itibariyle fenerbahçe iki maç fazlasıyla beşiktaşın iki puan önünde lider. 
lig de ikinci yarının başlamısıyla daha önce ki tecrübelerimize dayanarak çok kolay fark edebildiğim bir durum yeniden baş göstermeye başladı, algı. 
ligin ilk yarısı en ihtiyaç duyulduğu dönemlerde, en hak ettiği penaltıları alamayan fenerbahçenin, hakemlerin bariz yardımıyla ittire kaktıra kendisine rakip yapılan beşiktaşa rağmen direnci kırılmamış hatta 25 maçlık bir yenilmezlik serisi yakalamıştı. devre arasını şu veya bu sebeplerle transfer yapmadan geçiren fenerbahçe ligin ikinci yarısı, ilk yarının tersine flaş penaltı kararlarıyla gündeme oturdu. bana göre tamamı haklı olan kararlar, adalet yada hakemlerin dik duruşu neticesinde değil yine herzaman ki fenerbahçeye karşı oluşturulan "madur takım" projesinin %75 gibi bir başarı yakalamış olmasından dolayı verilmeye başlandı, nasıl mı? tabii ki de "madur edebiyatı"nın bu topraklarda herzaman madur olduğunu iddaa eden tarafa çıkar sağladığı gerçeği yüzünden . 
tüm eski hakemlerin ve futbolcuların tv ekranlarında, köşe yazılarında bol bol eleştirdiği kararlar değil rakip takımları, içimizde ki talı su fenerbahçelilerini bile "hep mi size, biraz da bize çalsınlar" mesnetsizliğine itti. halbu ki perşembenin gelişi çarşambadan belliydi, ligin ilk yarısı galatasaray ve beşiktaşla yaptıkları maçlarda bariz hakem hatalarına kurban giden özellikle abdullah avcı, okan buruk ve eskişehirspor başkanı maç sonu açıklamalarında "galatasarayın daha çok ihtiyacı vardı, hamza hoca adına sevindim, hakemlerde insan yardımcı olmak lazım, yapacak birşey yok önümüzde ki maçlara bakacağız" gibi futbol ortamımızın bilmediği bir dilden konuşmuş ve aynı isimler fenerbahçe maçları sonrasında ise hakemleri ağrı bir dille eleştirmişti. 
asıl meseleye gelecek olursak, aslında ligin ikinci yarısı fenerbahçenin kazandığı penaltılar ne hakemlerin biranlık boşluklarından ne de adil oyun anlayışından değildi. asıl amaç fenerbahçe karşısında gerçek bir madur oluşturmak ve fenerbahçeye aleyhine algıyı yönetmekti. hemen hemen tüm yorumcular ve eski hakemler ağız birliği yapmışcasına kararları aynı şiddette eleştirdi ve fenerbahçenin galibiyet serisini şansa ve hatta ligimizin kalitesizliğine bağladılar. çok alışık olduğumuz senaryo yine önümüze kondu. futbolu yönettiğini sanan akbabalar, galatasarayın devreden erken çıkmasıyla fenerbahçeye karşı tek rakip kalan beşiktaşın bu yarışı tamamlayamayacağını çok iyi bildiklerinden ligde bu iki takıma rakip olan diğer takımların karakteriyle oynamaya gittiler. tıp ki 2006 (denizli), 2010 (bursa) ve 2011 (trabzonspor) senelerinde olduğu gibi. 
fenerbahçelilere sorsalar; "verilen/verilmeyen hakem kararları mı, yoksa rakiplerin maç seçmesi mi daha irite edici?" diye, eminim ki hepsi rakiplerin bize oynadıkları futbolla rakibimize oynadıkları futbol arasında ki farktan bahseder. tam olarak da bu sene yeniden lige verilmeye başlayan ayar budur. amaç fenerbahçeyi yada beşiktaşı hakemlerle şampiyon yapmak değil, çok daha temizi olan algılarla oynayıp rakiplerin ve hakemlerin beşiktaşa minumum, fenerbahçeye ise maksimum dirençle maça çıkmalarını sağlamak. işte sergen 'in mondragon 'la karşı karşıyayken birden ortasahaya geri pas atma fikrine kapılması ya da cordoba 'nın maçın son dakikasında topu elle kurup hasan kabze'den gol yemesi gibi futbol kurallarının tamamen içinde fakat mantığın dışında karar almasını sağlayan bu  dirençti. hatta daha dramatiği, bir kaç hafta önce güya öz evladımız beykan şimşek bile kiralık gittiği takım da fenerbahçeye karşı ekstra motivasyonla oynamış hatta maç sonu hiç haddi değilken çıkıp talihsiz bir şekilde saçma sapan açıklamalar yapmaştı. çünkü beykan iyi futbolculuğunun yanından "ekmek yediğim yer" geyiğini fenerbahçe üzerinden, fenerbahçeye karşı kullanmaya ihtiyacı duymuştur. onun bile bilinç altında bir yerlerde sivasspora gönderilmesinin maduriyeti yatıyormuş çünkü fenerbahçeye ulaşamayan herkes mutlaka hakkının yendiğini düşünür.
fenerbahçenin en zorlu rakibi herzaman saha dışında olmuştur. bu yüzden fenerbahçe başkanı çok güçlü olmak zorundadır, bu yüzden fenerbahçe taraftarı takımını herzaman destelemek zorundadır. fenerbahçe bu yüzden kaybetse bile eşsizdir. bu yüzden fenerle kimse başa çıkamaz..

3 Şubat 2016 Çarşamba

x = 0

pi (π) sayısı gibi insanlar var. başta sonsuz değer veriyorsun, sonra “gerek yok” deyip 3 alıp geçiyorsun..
birde sıfırlar vardır. matematikte tek başına bir niteliğin yokluğunu temsil ettiği yetmezmiş gibi bulaştığı her değeri de bitirirler. bir insan gözünüzde sıfır olmaya görsün, anıları, müzikleri, yemekleri, gülüşleri, dokunuşları her şeyi niteliksizleştirir artık, sıfırla yapılan tüm çarpımlarda olduğu gibi . böyle bir sayı olamaz, zira negatif bir sayıyı bile sıfırla çarp yine sıfır, ayıptır! bari kavga ettiğin, kızdığın, ağladığın negatifliklere bari dokunmasa dersin, onları da niteliksizleştirir.
yaşadığın o meymenetsizlik, tıp ki bir matematik denklemi gibidir bazen. ilk başlarda ortada bir bilinmeyen vardır ve çok iyi bildiğini sandığın bir denklem. ve sen o bilinmeyene verdiğin “x” değerini her geçen gün büyütürsün hayatına dair daha büyük sonuçlar versin diye. artık ortada bir bilinmeyen yoktur ve kocaman bir değer vardır elinde. π sayısının virgülden sonrası gibi sonsuz giden bir değer.  “x” e verdiğin değer büyüdükçe gerçek sonuca biraz daha yaklaşacağını düşündüğün için “x” in olsa olsa π sayısı olabileceği kanaatine varırsın. gerçek sonuca ulaşmak için π sayısının virgülden sonraki her sayısını “x” değerine eklersin günbegün. hayatında ki tüm değerleri “x” değeriyle çarpmaya başlarsın. gerçek değere ulaşma hevesiyle her gün tekrarlarsın bu işlemi. velhasıl π sayısı gibi virgülden sonrasını gözünde istediğin kadar büyütebileceğin bir “x” değeri ve gerçekten de gurur duyduğun büyük bir sonuç vardır elinde. 
sonra birden, denklemi kendine göre(!) çözdükten sonra, sınav kağıdının en altında yazılmış “x bir asal sayıdır” notunu fark ettiğin an gibi biran gelir ve başından aşağı kaynar sular dökülür. çünkü sen denklemi çözmüşsündür, ayrıca “x” bir asal sayıdır ve senin “x” e verdiğin “π” değeri bir asal sayı değildir. işin kötüsü sonucun da senin elinde ki sonuçtan farklı olduğunu, hatta sıfır olduğunu fark ettikten sonra hatanın gidiş yolunda olduğunu düşünmeye başlarsın. sana göre “x” asal bir sayı olsa bile asla sıfır olamaz çünkü bunun denklemi çözerken geçirdiğin süreye ve tüm o işlemlere büyük haksızlık olacağını düşünürsün. denklemin sağlamasını yapmayı, ya da her şeyi silip yeniden başlamayı düşünürsün fakat süren yetmez. çırpınmanın da faydası yoktur çünkü kabul etmen gerekir ki senin denkleminde ki “x” kocaman bir sıfırdır, kendi sıfırlığı yetmezmiş gibi dokunduğu her değeri de sıfırlar. sen ise, “x” e verdiğin yanlış değer yüzünden elinde yanlış bir sonuçla birlikte sınıfta kalmışsındır. 

(not: “x” bir asal sayıdır. başarılar)

-29.07.15